Sûre-i Tekvîr'in bu ilk 13 âyetini perde perde açıklamaya geçmeden önce âyette geçen kelimeleri ve kıyameti anlamamız için boyut kavramını adam akıllı bilmemiz gerekiyor. Çünkü boyut kavramını yeryüzüne ilk defa yüce kitabımız Kur'ân getirmiştir.
Yüce kitabımızda Saffat Sûresi âyet-5'de Cenab-ı Hak; "O semaların ve arzın ve arasındakilerin Rabbıdır ve doğruların da Rabbıdır" buyurmaktadır. Buradaki "Meşarik" yani doğular kelimesinden kasıt; kesin olarak boyutlar anlamınadır. Çünkü Allah "Ben arzın ve semaların ve arasındakilerin Rabbıyım" buyurmakla bilebildiğimiz bütün varlıkları sıralamıştır. Bundan sonra ayrıca "Doğuların da Rabbıyım" demesi, semalardan ve arzdan gayrı bir hedefi işaret etmektedir. Arapça'da doğu, boyut ve istikametin ilk tarifidir. Bilindiği gibi boyut kavramı birinci merhale olarak mesafedir. Eskiden beri mesafeler güneşin doğuşuna kıyasen, doğu olarak ifade edilir.
Nitekim arzın üzerindeki kentlerin mesafeleri bile doğuya kıyasen ifade edilir. 4. boyutun değişkenliği olan saat kavramı dahi doğuya göre değerlendirilir. Cenab-ı Hak'kın yukarıda zikrettiğimiz âyette; “Ben semaların arzın arasındakilerin ve boyutların Rabbıyım” demesindeki hikmeti bizim boyutlar kavramına yaklaşmamızı murad etmesindendir. Tanıdığımız 4 boyutun en yakınında; manyetik etki ya da manyetik eylem diyebileceğimiz beşinci boyut bulunmaktadır. Kıyameti cennet ve cehennemi anlamamız için evvela normal boyutları, sonra da manyetik boyutu, beşinci boyutu anlatacağım.
Boyut kavramı mekanların iskeletini gösteren ve onu sembolize eden bir tariftir. Anlaşılması oldukça güç olan boyut konusunu, basitten zora do6ru götürmek gerekir. Boyutun yaşadığımız dünyada, hatta seyrettiğimiz sema'da en basit öncüsü, mesafelerdir. Özellikle maddî vaı-lıklar kimlik kazanmak ve birbirinden fark edilmek için. geometrik bir şekle ve bir mekana sahip olmak zorundadır. Bunun içinde, diğer şekiller ve varlıklar arasında mutlaka bir mesafe bulunmalıdır. Eğer iki varlık, bütün geometrik şekilleri ile aynı mekanda birbiri üzerine çakışmışsa, ayrı ayrı iki varlıktan bahsetmek mümkün değildir. Demek ki varolabilmenin bir gereği, belli mesafelerde mekan tutmaktır. Dünyamız dönerek jireskobik hareketi yapmazsa, güneşin cazibesine kapılıp süratle ona yanaşsa ve sonunda ona düşüp yok olsa. dünyadan bir daha bahis edemezdik. Yani dünyamız, varlığını sürdürmek için önce güneşle arasındaki mesafeyi korumak zorundadır-. Ve dönme çabası da bu yüzdendir.
Varlıkların mekanlarda yer tutmalarını sağlayan bu mesafeler madde aleminde genelde üç istikamettedir. Bunları biz Boy-En ve Derinlik gibi tabirlerle anlarız. Böylece boyutun ilk anahtarlarını da dile getirmiş oluruz. Nitekim Boy birinci, en ikinci, Derinlik ise üçüncü boyuttur. Madde dünyasındaki bir varlık, bu üç boyuttaki sayılarla olan ilgisiyle kimlik kazanır. Mesela, bir odada bulunan bir saatin yeri, boy ve en olarak iki duvara uzaklığı ve derinlik olarak da tavana uzaklığı ile tanımlanabilir. Böylece o varlığın mekanı, bu üç boyut üzerindeki matematik sayılar ile, daha ilmî tabiri ile koordinatları ile vardır. Ama madde dünyasındaki varlıkların çoğu hareket halindedir. Bunların mekanla ilgisini tanımak için bir başka boyuta ihtiyacımız vardır ki, bu dördüncü boyut zamandır. Demek ki mesafe kavramı ile başlayan boyut olayı, daha geniş kanatlarda takviyeye muhtaçtır-. Einstein'dan beri fizik artık dördüncü boyut olarak zamanın varlığını mesafeler kadar net olarak anlatmaktadır. Madde dünyasında bu dört boyut, yani boy, en, derinlik ve zaman, hemen hemen bütün varlıkların arasındaki ilgileri sürdürür ve biz bu sayede, dünya hayatımızın belki de tamamında sayısız münasebetler kurarız... Bir yerden bir yere gitmemiz ve hayatın normal hareketleri, hep bu dört boyutun iç içe değişkenliği ile yürür gider. Hal böyle iken, fizik ve astro fiziğin vardığı noktada bu dört boyutun yetmediğini, kainattaki olayların ve bizim kainata yaklaşımımızın boşluklar gösterdiğini fark ederiz. Mesela bu dört boyut hareketiyle güneş sisteminin dışarısına çıkmak istesek, ne zaman, ne de enerji gücümüz buna fırsat vermez. Hele içinde bulunduğumuz galaksimizin bir ucundan bir ucuna bu dört boyutun yardımıyla yapacağımız bir gezi için, trilyonlarca yıla ihtiyaç vardır.
Aynı şekilde atom çekirdeğindeki interaksiyon enerjisinin müthiş gücü veya uzaydaki kara deliklerden kuasarlara kadar olan akıl almaz gravidasyon (Cazibe) olayları, tanıdığımız bu dört boyutun çok ötesinde bir takım boyutların varlığına işarettir ve bizi bunların bilinmesine zorlamaktadır. Einstein zaman boyutunu ortaya koyduğunda, zamanda da ötede 5. 6. 7. boyutların bulunduğunu, ancak bunları o günkü bilgilerimizle kavramanın imkânsız olduğunu dile getirmişti. Hatta ünlü denkleminde boyutlar için (n) sayısını vererek bilinmeyen sayıda boyut matematiğine pencere açmıştı. Einstein'dan bugüne astrofizikte ve fizikte gelişen olaylar, 5. boyutu da bulmamızı mecburi hale getirmiştir. Ancak bu konuda ciddi bir teşebbüs yapılmamıştır. Beşinci boyutu araştırmak ve tanımak için çıkış yolumuz ne olmalıdır-? Nasıl ki üçüncü boyut bitipte (ilmî olarak) hızlı hareket sistemlerini etüd edebilmek için 4. boyut olan zamana sığınmışsak; şimdide 4. boyutun bitip, fiziği zorladığı noktadan başlayarak 5. boyutun izlerini bulmaya çalışmalıyız.
Fiziği zorlayan olay, çok eski yıllardan beri bilinen gravidasyondur. Maddî varlıklar arasındaki çekim tarzı gibi görünen ve her maddenin özünde mevcut bulunan bu sır, geçmiş yıllarda kaba hatlarıyla çekim yani cazibe olarak tanımlanmıştır. Yıldızlar arasında bile özelliğini pek belli etmeyecek bir çekimin tanımını temsil etmiştir. Halbuki Yeni Çağ'da, elektromanyetik enerji ve nükleer fizikteki interaksiyon enerjisi kavramı eskilerin cazibe dedi6i bu gravidasyon enerjisinin milyonlarca kat güçlü yeni örneklerini temsil etmektedir. Hele kara deliklerin keşfinden sonra gravidasyon şokunun öğrenilmesi, kainattaki en büyük sırlardan birinin kapısını aralayıvermiştir.
Acaba özellikle kara deliklerde ve nükleer interaksiyon tesirinde görülen bu korkunç enerjinin ve dolayısıyle gravidasyonun özündeki sır nedir?
Bu gün için bütün fizikçilerin merak konusu, işte bu gravidasyon olayıdır. Maddenin temel yapısındaki parite (zıt eş) olayı, bu sırrı çözmekte ilk anahtardır. Parite. özet olarak: "Kainatta meydana gelen bir parçacık ya da kuant, tek başına değil ancak zıt eşi ile meydana gelebilir" şeklinde özetlenebilir.
Bunu daha kolay anlamak için şöyle tanımlayabiliriz: Mekandaki bir hareket, kainatın boyutlar sisteminde bir tarz reaksiyona sebep olur. Bu reaksiyon, ortaya çıkan kuantın zıt bir benzerini meydana getirir.
Tek başına bir kuantın oluşmama sebebi, kainatın boyutlar sistemindeki kusursuz dengesidir. Nitekim yüce kitabımız "YÂSİN" Sûresi'nin 36'ncı âyetinde, bu hikmet, mûcizevî bir şekilde bildirilmiş ve inanan inanmayan bütün ilim adamlarının hayretten secdelere kapanmasına yol açmıştır:
"O Allah ki; herşeyden münezzeh ve tekdir. Yarattıklarını zıt eşler şeklinde yaratmıştır. Arz'ın çıkardıkları, kendi nefisleriniz ve daha nice bilmedikleriniz, böyle zıt eşlerdir."
Kainattaki bu boyut ahengi ve özellikle varlıkların zıt eşler halinde yaı-atılma sırrı, beşinci boyutun tanımını yavaş yavaş sahneye getirmektedir. Çünkü zıt eşlerin özelliğinde manyetik zıtlık vardır. 0 halde bir başka boyut, bir kuant yaratırken kendi dengesini korumak için zıt bir kuantı harekete geçirmektedir. Bu noktadan hareket ederek beşinci boyutun şiddetli bir manyetik hareket boyutu olduğunu varsaymak gerekir.
Nitekim "ŞÛRA" Sûresi'nin 5. âyeti:
"Neı-deyse gökler tepelerinden çatlayacaklar" diye bu manyetik hareket boyutunu tanımlamaktadır. Aynı konuyu bir başka perdeden açıklayan "ENBİYA" Sûresi'nin 30. âyetini; “inkâr edenler, semaların ve arzın RATK iken (tek bir halde ve yekpare bir sistem iken) bizin onları FATK ettiğimizi ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?” emri ile yine manyetik hareket boyutunun bir gerilim sistemi olduğunu bildirmektedir-. 11. âyeti yorumlarken bu Fakt olayını daha iyi anlayacağız.
Biz bu manyetik hareket boyutunu tanıyarak, fizikte bilinmeyen pek çok konuyu kavrayabiliriz'? Bu manyetik hareket boyutu, kainattaki sistemlere özel bir ahenk vermektedir. Bu konulara açıklık, bir yerde 5. boyut olan manyetik hareket boyutunun kavranmasını ve kıyamet ve cennetin anlaşılabilmesini sağlayacaktır.
a-) Gravidasyon dediğiıniz inanılmaz câzibe gücü:
Varlıkların mekana yerleştiği sırada 5 boyuta karşı koydukları bir tavırdır. Manyetik hareket boyutunun denge varlığı ve müthiş gücü, bir cismin var olabilmek için buna karşı bir hareketle donatılması gerektiğini mecburi kılmaktadır. İşte maddenin özünde var olan gravidasyon, manyetik harekete karşı koyma gücüdür. Atom çekirdeğindeki şiddetli interaksiyon göstermektedir ki, varlıklar ne kadar küçülürse, gravidasyon güçleri o kadar şiddetli olmalıdır. Ancak kuant fiziğinde bilinen peyk dalga hareketleri (spin), yine gravidasyon zorunluğu duymadan manyetik harekete karşı parite ile korunmadır.
Gravidasyonun manyetik hareket boyutuna yenilmesi olayını ise, kara deliklerde daha net görüyoruz. Zaten Sûre-i Tekvîr'in asıl sırrı bu kara deliklerdedir.
b-) Kara deliklerdeki gravidasyon şoku:
Eskimiş yıldızların üst üste yığılan parçacıkları, sonunda nötrona dönüşerek korkunç bir gravidasyon yığmağı yapmaktadır. Bu yığınak 5. boyutu adeta zorlamakta ve bir başka dönüşüme geçmek istemektedir. Bu noktada manyetik hareket boyutu adeta bir delik açmakta ve bütün gravidasyon enerjisini mekanım bir başka noktasına doğru salıvermektedir. Manyetik hareket boyutundaki bu pencere, nötron yıldızına nazaran daha güçsüz olan çevredeki bütün maddî varlıkların gravidasyonlarını sıfırlayarak bir şok anaforu meydana getirmektedir. Diğer boyutların bütün tesirlerini kaybetmeleri sebebiyle bu noktada zaman ve mesafeler yok olmakta ve o noktaya yaklaşan normal yıldızlar, bir anlamda zaman ve mesafe tüneline girerek kainatın sonsuzluklarına yansımaktadır. Bu olay, manyetik hareket boyutunun ne kadar şiddetli bir değişim gücü olduğunu bize göstermektedir. Eğer galaksilerin trilyon kere trilyon kilometre uzaklıktaki mesafelerine bir mekan yaklaşımı sağlanacaksa, ancak manyetik boyut kanalından geçmek gerekmektedir. Manyetik boyutun, mesafeleri bir anlamda ortadan kaldıran ve sıfırlaştıran büyük gücü, kainatın akıllara durgunluk veren uzaklıklarında tasavvur ötesi bir yakınlık ahengi sergilemektedir. Yani 1. 2. 3. ve 4. boyutlarda var olan bir insanın 5. boyuta yansıyabildiği taktirde bütün kainatı kucaklayacakmış gibi bir yakınlığa düşmesi, ilâhî hilkatin muhteşem bir gösterisidir. Allah, sonsuz güzelliklerini ve akıl almaz ilminin cilvelerini sergilemek için, kainatta sonsuz mesafeler ve kusursuz galaksi nakışları sergilemiştir. 4 boyutlu bir sistemden, mesela dünyamızdan kainatı seyrederken, mesafelerdeki ve hareketlerdeki akıl almaz hikmetleri görürüz. Fakat beşinci boyuttaki kainata ulaştığımız zaman, uçsuz bucaksız kainatın bütün noktalarını adeta yakından kucaklıyor gibi oluruz. Allah'ın hilkat kudreti, beşinci boyutu halk ederek bu inanılmaz dekoru bir anda gönüllerin avucuna sunuvermektedir.
c-) Zaman ve 5. boyut:
Yaratılış nizamında, varlıklarla boyutlar arasında değişmez bir ahenk vardır. Bir varlığın üç boyutlu sisteme uyması halinde, yani dünyamızda olduğu gibi maddî bir şekil gösterdiği taktirde, mutlaka 4 boyutun yani zamanın tesirine girer. Bu tesir maddî varlığın değişkenliğini zorunlu hale getirir. Önce bir hareket sistemi oluşur, varlıklar yer değiştirir. Bu değişim, kaba hatlarıyla bazan bir yerden bir yere gidiş gibi gözlenir, bazan da mikro dünyalarda moleküller arasındaki alış-verişler şeklinde de zuhur edebilir. Böylece yeni oluşlar, eskimeler ve değişimler ortaya çıkabilir. Biz bunları ölüm diye yorumlarız. Gerçekte ise olay, maddî sistemin zaman boyutu ile birlikte yürüttüğü bir değişimdir. Daha önemlisi, 5. boyutu ve ondan sonraki boyutları iyi kavramadığınız için, kainattaki bütün sırları bu basit pencereden seyretmek isteriz. Halbuki maddenin özündeki gravidasvon sırrı 5. boyutun tasarrufuna girince, zaman tesiri fonksiyonunu kaybeder ya da çok sınırlı çizgide kalır. 5. boyuttaki bir varlığın mekanı üç boyutun mesafelerinde haps olmadığı için eskimeler, yıpranmalar ve dönüşümler artık söz konusu değildir. Hem buradaki olayların zamana bavlı diye bildiğimiz süratleri çok artmıştır ve adeta anlık intikaller (bir anda ulaşma) şeklindedir, hem de açık bir ölümsüzlük vardır. 5. boyuttaki bu hikmetleri, kainatın nazlısı EFENDİMİZ (S.A.V.) miracında net bir şekilde yaşanmıştır. Efendimiz (S.A.V.) dünya mekanında ilk intikali Kudüs'e yaparken, zamana bağlı kalarak bir kaç saniye harcadığı halde; 5. boyuta geçince hem zamanın gerisini hem de ilerisini bir anda seyretmiş ve anlatılması asırlar sürecek intikalleri, yatağı soğumadan yaşamıştır. 5. boyuttan ötesindeki boyutların niteliklerini ise, bugünkü fizik nosyonumuzla hiç fark edemeyiz. 6 ve 7 boyutlarda varlıklarını sürdüren meleklerin sonsuza yakın titreşim süratleri, bu boyutların özelli6inden gelmektedir. Bundan dolayıdır ki yüce kitabımız KUR'ÂN, bunların görünmezli6ini ve bilinmezliğini net olarak bildirmiştir, daha önemlisi yüce kitabımızın zaman boyutu açısından yaklaşımıdır. Meleklerin Dünya mekanına bile sığması zor büyüklükleri yanında zamanla ilgilerini akıl almaz süratle ifade etmiştir.
"Mearic" Sûresi âyet 4'de "Melekler ve ruh oraya uzunluğu 50.000 yıl olun bir günde yükselip çıkarlar" buyurulmaktadır.
İşte zamanla 5. boyut arasındaki bu ahenk, kainatın çeşitli katlarında zamanın akış süratinde kaçınılmaz bir değişkenlik hasıl eder. Astrofizikte müşahade edilmiştir ki, belli bir ışın; kainatın çok uzak noktaları arasında seyrederken adeta zamanı tüketmiş; gibi görünmektedir. Meselâ: güneşten yola çıkan bir muon'un arza ulaşması. teorik olarak mümkün değildir. Muon'un fırtına gibi hızına rağmen yarı ömrü o kadar kısadır ki, arza ulaşmadan yolda değişime uğraması gerekir. Halbuki Güneş'ten hatta daha uzak yıldızlardan bile dünyaya muon gelebilmektedir ki, bu ışınların yarı ömrü değişmez bir nitelik taşıdığına göre, arza kadar gelebilmeleri, zaman akışının uzayın muhtelif bölgelerinde değişini içinde olduğunu göstermektedir.
Bu gerçek, uzayın ve kainatın her noktasında 5. boyut tesirinin farklılığında doğmaktadır. Manyetik tesir boyutu, elipsoid bir yapıya sahip olan kainat katlarında ayrı kuvvet hatları oluşturduğundan, zaman buralarda zaafa uğramakta, yavaşlamakta ya da bazı bölgelerde hızlı akmaktadır.
Manyetik tesir boyutun şiddetindeki farklar, gravidasyon dediğimiz maddenin ona direnme gücünü değiştirmektedir. Bunların ötesinde sistemlerin tamamı da, kendi gravidasyon bütünlükleri ile kainattan farklı mekan locaları oluşturmaktadır. Bir güneş sistemi, hem tek tek fertleri ile hem de bütünü ile manyetik hareket boyutuna tavır koymak zorundadır. Galaksilerde kendi bütünlükleri içerisinde bu tarz özel bir gravidasyon tavrı arz eder. Böylece kainatın fark edilmez ekseni etrafında bütün galaksi grupları ayrı tarzlarda dönüp dururlar. 5. Boyutun bu manyetik hareket gücü öylesine net bir boyuttur ki, galaksi topluluklarının helezon şeklindeki yapılan ve virgül şeklindeki düzenleri, bu hareketin adeta sonsuz uzaydaki ahenk nakışlarıdır.
Big-Bang teorisi ile ortaya çıkarı astrofizik tartışmalarının uzama sebebi, manyetik hareket boyutunu fark edememekten kaynaklanmaktadır. Çünkü 4 boyutlu sistemi içerisinde büyük enerji dağılımlarının yerleşimlerini izah etmek imkânsızdır. Kainattaki bu sonsuz gücün bir noktadan patladığı ve dağılan parçacıkları nasıl şekillendirip uzay mekanına yerleştirdiği, ancak manyetik hareket boyutuyla izah edilebilir.
Paul Davies'in mutlak vakumda yeni kuantların doğurduğunu tesbit etmesi, manyetik hareket boyutunun mesafe ve mekanları aşan sırrı ile açıklanmaktadır.
Gerek semaların ve uzayın sınırsız mekanlarında, gerekse varlıkların en küçüğü sayılabilecek atom ordugâhlarındaki faaliyetlerde, 5. boyut hükmünü icra etmektedir. Hilbert'in maddî varlıkların sığınamayacağı kadar küçük, fakat var olan mesafeleri dahi, 5 boyutun istilasından ötede kalamaz.
5. Boyut aynı zamanda varlıkların değişmezlik kazandığı bir geçiş noktasıdır. 4 boyutlu sistemde değişkenliğe ve ölüme mahkum olan olaylar 5. boyuta yansırken yeni bir hüviyetle sonsuzluğa ilk adımını atmış olur. Ne var ki, varlıkların bu noktaya intikali, kara delikler misalinde olduğu gibi, gravidasyonlarını terk etmekle mümkündür. İnsanın bütün varlıklardan farklı bir özelliği, bu intikali sağlayacak kabiliyette yaratılmış olmasıdır. İnsanlar, ruhî yanları ile her an 5. boyuta yansıma kabiliyetine sahipken maddî yanları ile 4 boyutlu sistemin şartlarına tabiî olurlar. Bir anlamda "gizli gravidasyon" sayılabilecek olan nefislerini yenemedikleri için, bu muhteşem kabiliyetlerini kullanamazlar. Ehil olmayanlarca anlaşılamayan yüce insanın bu sırrı, pek çok örnekleri ile yaşanmıştır.
Yüce Peygamberimiz’in "Yaşarken ölünüz" emri, bu söylediklerimizin özünü teşkil etmektedir. İnsanda mevcud olan muhteşem ruh varlığı, nefsin dünya çıkarları tuzağında hapsedilmezse, o insan 5. boyutu da yaşayabilir. Zaten insanın ölümü bir anlamda 5. boyuta ve daha ötesindeki boyutlara intikal olayıdır. İnsan inansa da inanmasa da, yaradılışın bu akıl almaz sistemlerine tâbidir. 5. Boyutun çağımızda böylesine net bir görüntüye bürünmesi, Allah'ın kainatı tanımamız için bize açtığı yeni bir penceredir.
Bir hadîs-i kudsîde Cenab-ı Hak: "Ben bir gizli hazineydim, bilinmeyi diledim, onun için varlıkları yarattın" buyuruyor. Bu hadîs-i kudsî Allah'ın; ilmi bize neden öğrettiğinin sebebini de açıklamaktadır. Onun için Allah ölümden sonra daha nice boyutları bize seyrettirecektir.
Boyutlar sistemi mesafelerden başlayarak zaman ve manyetik eylemle devam eder. Ancak bitmez. Çünkü buradan ötede meleklerin varlıklarını sürdürebildikleri 6. ve 7. boyutlar, daha ötelerde ise ruhlarını varlıklarını koruyabildikleri pek çok boyutlar vardır.
İnsanoğlu boyutları aşabilen muhteşem yaradılışıyla Rabbinin rızasını elde ettiği taktirde âyette belirtilen "Eni yerlerle gökler kadar olan bir cennete" mazhar olacaktır.
Şimdi Sûre-i Tekvîr'i bu bilgilerin ışığı altında anlamaya çalışalım. Kıyamet aslında dört boyutun yıkılıp beşinci boyutun, hatta diğer boyutların açılma olayıdır. Bunu en net şekilde ifade eden âyet on birinci âyettir. Kur'ân bilimlerinde Keşt-i Sema diye tanımlanan "Sema sıyrılıp soyulunca" tanımı beşinci boyutun açılışını ifade etmektedir. Yüce kitabınızda kıyamette semanın aldığı şekil çeşitli tanımlarla anlatır. Kıyametin daha ileri safhaları ayrı âyetlerde bildirilmiştir. Meselâ Sûre-i Rahman'da semanın bir alev gülü haline geleceği vurgulanmıştır. Bu tanım, kıyametin daha ileri bir safhasını anlatmaktadır. Sûı-e-i Tekvîr'in 11. âyetinde bildirilen safha ise 5. boyutun açılmasıdır ki, Arapçâ da nefis bir kelime olan Keşt-i Sema olarak kullanılmıştır. Yani gökyüzünün bir zar gibi, bir perde gibi açılışı diye dile getirilmiştir. Bu olayın Güneş'in kör bir nokta, bir kara delik haline gelmesi eylemi ile birlikte ortaya çıkması fevkalade önemli bilimsel gerçekleri dile getirmektedir.
Kur'an bilimlerinde Tekvîı--i Şems dediğimiz Güneş'in kara delik haline gelmesi, kıyametin temel fonksiyonudur. Yani kıyamette. başlangıç noktası Güneş'in kara delik haline gelmesidir. Bu olay maddesel boyutların yani en, boy, derinlik ve zaman boyutlarının beşinci boyut olan manyetik eylem boyutu tarafından yutulması olayıdır-.
İkinci âyetin harika tanımı ile kıyamet başlayınca madde, boyutları bu arada ışınların boyutları duruşur ve solar.
Sûrenin âyetlerinin diziliş ahengi öylesine açık bir tarzda kıyameti tanımlamıştır ki;
Bir yandan kıyamet mizansenini ekrana getirirken bir yandan boyutlar ve yaratılışa dair fizik dersi vermektedir. Kur'ân inzal sırası açısından hesap edilirse, yüce kitabımızın daha yeryüzünü nurlandırdığı ilk günlerde Allah Sûre-i Tekvîr’i inzal ederek; bütün bilimin Kur'ân'da olduğunu bütün "bilenlere" ilan edivermiştir.
Zaten boyutlar yıkılınca neler olur? sorusuna cevab bulabildiğimiz zaman boyutlara ve maddeye ait her şeyi anladınız demektir.
Sûre ahengindeki çok zarif bir incelik de boyutların yıkılışını tanımlarken tüm maddeyi kapsayan ünlü atom çekirdeğini tarif eden âyeti konunun sonuna getirmiş olmasıdır.
Boyutlar, kıyametin kader düğmesinde yorulup solarken Rahman esmâsından yansıyan "Hünnes" ve "Künnes" hikmetleri yeniden varoluşlara ışık tutmaktadır.